Zorluklarla Başlayan Bir Hayat
Kâzım Gündoğdu, Beştepe (Gulam) köyünde dünyaya gelmiştir. I. Dünya Savaşı yıllarının zorlu şartlarında babasını kaybeden Gündoğdu. Maddi imkânsızlıklar nedeniyle ağabeyi okurken o genç yaşta çalışmak zorunda kalmış; meslek hayatına Yemenici Ali Usta’nın yanında çırak olarak başlamıştır. Bir süre sonra yemeniciliğin geleceği olmadığını öngören esnafın tavsiyesiyle Kayserili Şekerci Hamdi İşler’in yanında çalışmaya başlamış ve böylece şekerleme dünyasına ilk adımını atmıştır.
İstanbul Yılları ve Şekercilikte Ustalık
Askerlik vazifesi için İstanbul’a giden Kâzım Usta, terhis olduktan sonra mesleki tecrübesini artırmak için Beşiktaş’taki Güven Şekerleme Evi’nde çalışmaya başlamıştır. İstanbul’da geçirdiği bu dönemde, fıtri esnaflık yeteneğini İstanbul’un zarafeti, nezaketi ve yüksek müşteri standartlarıyla harmanlamıştır. Annesinin sağlık sorunları nedeniyle ustasının ısrarlarına rağmen Sivas’a dönmüş olsa da, İstanbul’da edindiği bu vizyonu tüm meslek hayatına yansıtmıştır.
İlk Dükkân ve Evde Kurulan İmalathane
Sivas’a döndükten sonra kısa bir süre Çimento Fabrikası’nda çalışan Gündoğdu; işe girmesinde bir akrabasının aracılık ettiğini öğrenince, başkasının hakkını gasp etmiş olabileceği düşüncesiyle yüksek ahlaki değerleri gereği ihtiyacı olmasına rağmen işten ayrılmıştır. Ardından Şekerci Necdet Bey ile kurduğu kısa süreli ortaklığın peşinden, 7 metrekarelik ilk butik dükkânını açmıştır.
İlk yıllarda bir imalathanesi olmadığı için üretimini evde, aile fertlerinin yardımıyla yapmıştır. Eski bir varilden çatılmış kok kömürü ocağında kaynattığı reçeller ve şekerlemelerle Sivaslıların damaklarını tatlandırmıştır.
Esnaflıkta Nezaket, Temizlik ve Şeffaflık
Şekerci Kâzım’ı Sivas’ta efsaneleştiren şey sadece ürünlerinin lezzeti değil, aynı zamanda benzersiz esnaflık ahlakıydı. “Şekerciydi ve şeker tadında bir insandı.”.
- Şeffaflık: Dükkânında satılan her ürünün üzerinde istisnasız bir şekilde fiyatını gösteren etiketler bulunurdu. Müşteri bütçesini bilerek rahatça alışveriş yapar, teraziyi de en şeffaf şekilde görebilirdi.
- Temizlik: Toplum sağlığı konusunda dönemin çok ilerisinde bir hassasiyete sahipti; rafları, tezgâhı ve kavanozları her daim pırıl pırıl olurdu.
- Zarafet: İster şık takım elbiseli dönemi olsun, ister daha sonraki yıllarda benimsediği hacı bereli ve sakallı hâli olsun; her zaman son derece bakımlı ve güler yüzlüydü.
Gönüllerde Taht Kuran Bir Hayırsever
O, kazancını sadece kendi ailesi için değil, toplumu için de harcayan bir cömertti. Mahallesindeki yoksulları gözetir, onlara hissettirmeden yardım ederdi. Hatta evini onarırken bahçesine yaptırdığı banyoyu, cumartesi günleri mahalle komşularının ücretsiz yıkanabilmesi için adeta bir amme hizmetine dönüştürmüştü.
Mesleğine olan aşkı, ne yazık ki uzun yıllar ilkel ocaklarda kömür isine ve şeker buharına filtresiz maruz kalması nedeniyle sağlığını etkiledi ve meslek hastalığına yakalanmasına yol açtı. 2009 yılında aramızdan ayrılan Kâzım Gündoğdu’nun sevgiyle, dürüstlükle ve alın teriyle kurduğu bu asırlık miras; bugün üçüncü nesil olan torunları tarafından, onun koyduğu ahlaki ve kalite standartlarından ödün verilmeden yaşatılmaktadır.